Hem gelişmeleri takip eder hem de ekrana yansımayan bazı faktörleri kendimizce değerlendiririz diyerek bekledik. Küçücük bir çocuğun Fenerbahçe formasını giyip yakınlarıyla maçı izlemeye gitmişken hem de nezih diye tabir edilen bir bölümden önce formasının çıkartılıp daha sonra da kendisinin dışarıya çıkartılmasına nasıl bir hazımsızlığın neden olmuş olabileceğini belki öğrenebiliriz dedik. Ya da maç öncesi daha ortada fol yok yumurta yokken bazı taraftarların sahaya girmesine neden olabilecek rahatsızlığı anlamaya çalıştık. Ya da maç başlamadan önce ısınmak için sahaya gelen Fenerbahçeli sporculara tüküren ve yabancı madde atanların nasıl bir ruh halinde maça geldiğini anlamaya çalıştık. Geçen bir iki gün bunları anlamamızı sağlamasa da birkaç noktanın sağlamasını yapmamıza katkıda bulundu; hazımsızlık ve aşağılık kompleksinin etkileri…
Karnaval havasında geçmesini kimse beklemiyordu elbette, o kadar haşır neşirliği istemeyiz de; ama yine de bir seviyenin olması şart. Küçücük bir çocuğa sırf Fenerbahçe forması giyiyor diye, hem de öne sürdükleri o komik “tahrik” unsuru da ortada yokken sataşılıyorsa burada bir aşağılık kompleksinin varlığı kesindir. Bunun akla mantığa sığabilecek başka bir açıklaması yoktur.
Maç öncesi konuşuyorduk… Yılda bir kere o da Fenerbahçe maçlarında bu kadar çok sayıda seyirciye oynayabilen ezeli rakip taraftarı (ki yine de salonun bir kısmı boşken) alışık olmadığı bu ortamda muhtemelen bazı taşkınlıklar yapacaktı. Eskiden ahşap tribünlerinin kokusunu özlediğimiz salonda iki direk arasında sıkışıp kalan bu camia taraftarları, nicelik olarak birbirlerini bulmuşken bir de rakip takım tarafarı yokken bir şekilde biryerlere sıçrayarak kendini tatmin etmek isteyecekti elbette. O yüzden maç sonrasında hissettiklerimiz arasında şaşkınlık duygusu yoktu.
Bu rakip takım taraftarı alınmaz kuralına da biraz dokundurmak lazım. Bir ülke eğer sportif anlamda iki farklı görüşe sahip vatandaşlarının bir çatı altında bulunmalarını sağlayamıyor; “biz sizin güvenliğinizi sağlayamayız, kusura bakmayın” mesajı vererek aciz kalıyorsa, orada durup iyice düşünmek lazım. Görevleri toplumun hangi ortamda olursa olsun güvenliğini ve özgürlüğünü sağlamak olan bir ülke yönetimi daha bir spor karşılaşmasında iki kesimi bir arada tutamayacağını resmen açıklıyorsa bu kararla verilen mesajın neresinden çekerseniz çekin elinizde kalacaktır.
Ayrıca bu tür maçlarda olayların saha içine taşmasında da önemli bir faktörlenden biridir bu karar. Sen aşağılık kompleksiyle dolup taşan bir kesimin önüne 12 sporcu ve bir kaç teknik ekip görevlisini atarsan, orada bulunan bu sözde insanlara zaten davetiyeyi çıkartmış olursun. Madem rakip takım taraftarı almıyorsun, sahadaki güvenliği sağla. Aldığın kararın işe yaramazlığını bari güvenliği sağlayarak biraz telafi etmeye çalış. Böyle temel mecburiyetlerin yapılamıyor olması gerçekten ülkenin geleceği adına endişe verici…
Normal sürenin sonunda Fenerbahçe taraftarı olduğu anlaşılan birkaç kişinin tahriğinin(!) sebep olarak gösterilmeye çalışıldığı olaylara sorularla bezenmiş birkaç orta yapalım;
- Maç öncesinde sahaya girilmesine sebep olan tahrik unsuru neydi?
- Normal süre bitimindeki olaylarda; uzak pota arkasından sahaya girip Fenerbahçeli spoculara vurmaya çalışan sonra arazi olan kişiler de mi mevzu bahis hareketten tahrik olmuşlardır ? Olayları o mesafeden dürbünle mi seyretmekteydiler ?
- Maç sonrası Fenerbahçeli sporcu Kinsey ‘e yüklenen rakip takım tarafı; olay sırasında darbeyi alan kişinin ekrana yansıyan görüntülerde soyunma odasına giden Fenerbahçeli sporculara olan hareketlerini neden es geçmektedirler? Kinsey ‘in hareketine sebep olan bir tahrik(!) var mıdır, yok mudur?
- Maç sonrası ilk demeçlerinde “…Evet ama geçen seneki Fenerbahçe – Efes maç sonrasındaki kadar birşey olmadı ki?” diyerek savunmasını yapmaya çalışan bir yönetim anlayışından ne beklenebilir ?
Son olarak altını çizelim ve bitirelim, karşılaşma öncesinde küçücük bir çocuğa sırf Fenerbahçe forması giyiyor diye salça olan aşağılık kompleksli zihniyetin normal süre sonrasındaki olaylarda azması normaldir; Karşılaşmaya geliş niyeti bellidir; meziyetlerini(!) göstermesi için tahriklere ihtiyacı olmadığı da ortadadır.