Bunda Anlamayacak Ne Var ?

Üstadı da anmış olalım.

İlgili konuyu işleyen güncel bağlantılar;

- Cemal Nalga Bu Düzeni Yıksın Artık Papazın Çayırı
- Ayşe Abla Spor Kulübü Maraton Almaty
- Cemal İyi Çocuktur, Yapmamıştır Accross The Universe
- Dünya Tufan Olsun Papazın Çayırı
- Sahtekarlık ve Bir Teşekkür Hayatım Fenerbahce
- Skandal Stereo Cipolla
- Ayşe Abla Galatasaray Spor Sonsuza Kadar Fenerbahçe
- Tufan görünümlü TBF T(i)rajik

Kasım 19, 2009

O Biçim Rakipler

Toplu halde doping (1) yaptığını işaret eden veriler halen ortadayken işin içinden sıyrılmaya bakan; dopingi yapan oyuncusuna verilen cezaya da zaman kazanmak için asil bir yaklaşımla(!) itiraz eden ve hiç birşey olmamışcasına maçlarına çıkıp, rutin hayatlarına devam eden bir rakibin yanına bir de cezalı oyuncusunu cezalı olmayan başka bir oyuncusunun formasını giydirerek sözde çaktırmadan(!) maçlarda oynattığı ortaya çıkan ve bu maçlarda aynı oyuncunun oynamadığına dair federasyona resmi bilgi verdiği bugün ortaya çıkan bir rakip… Olayın ortaya çıkış sebebi de bu maçları yaptıkları rakiplerin websitelerinden yayınladığı resim ve videolar. Traji-komik.

Rakip dediğin böyle olacak; arsız ve yaratıcı.

Malum kulüp olayın ortaya çıkmasından sonra açıklama yapmış teknik ekibe yüklenerek… Yakışmayacak hareket olarak adlandırmışlar ve görevlerinden alındıklarını belirtmişler.

Doğru tabi; bu teknik ekip kendi kendine oraya gelmiş ve göreve başlamıştı zaten. Onları oraya layık görüp, göreve getiren kararı alanların hiç bir sorumluluğu yoktur bu olayda. Hatta önceden haberleri bile yoktur bu durumdan (!). O kesim ancak birilerini günah keçisi ilan eder ve yollarına devam eder. Köklerinden gelen kültüre sıkı sıkıya sahip çıkarcasına yeni yaratıcı fikirler peşinde koşup, ortaya çıktığında da birilerini yine nasolsa öne sürerler. “Bakın işte gerekeni yaptık görevlerine son verdik” diyerek de kendilerine pay çıkartarak yeni denizlere yelken açarlar..

Buralarda böyle, sen mücadelenin sahada başlayacağını sanarken arkada bambaşka sahalarda rakibin o maça çoktan başlamıştır bile.

İlgili Bağlantılar

- Bunda Anlamayacak Ne Var?

Konuyla ilgili daha detaylı bilgilerin alınabileceği bağlantılar:

- Bir Cemal Var Tufan’dan İçeri Papazın Çayırı

Kasım 19, 2009

Tahrik Bahanem, Gerisini Bilmem

Hem gelişmeleri takip eder hem de ekrana yansımayan bazı faktörleri kendimizce değerlendiririz diyerek bekledik. Küçücük bir çocuğun Fenerbahçe formasını giyip yakınlarıyla maçı izlemeye gitmişken hem de nezih diye tabir edilen bir bölümden önce formasının çıkartılıp daha sonra da kendisinin dışarıya çıkartılmasına nasıl bir hazımsızlığın neden olmuş olabileceğini belki öğrenebiliriz dedik. Ya da maç öncesi daha ortada fol yok yumurta yokken bazı taraftarların sahaya girmesine neden olabilecek rahatsızlığı anlamaya çalıştık. Ya da maç başlamadan önce ısınmak için sahaya gelen Fenerbahçeli sporculara tüküren ve yabancı madde atanların nasıl bir ruh halinde maça geldiğini anlamaya çalıştık. Geçen bir iki gün bunları anlamamızı sağlamasa da birkaç noktanın sağlamasını yapmamıza katkıda bulundu; hazımsızlık ve aşağılık kompleksinin etkileri…

Karnaval havasında geçmesini kimse beklemiyordu elbette, o kadar haşır neşirliği istemeyiz de; ama yine de bir seviyenin olması şart. Küçücük bir çocuğa  sırf Fenerbahçe forması giyiyor diye, hem de öne sürdükleri o komik “tahrik” unsuru da ortada yokken sataşılıyorsa burada bir aşağılık kompleksinin varlığı kesindir. Bunun akla mantığa sığabilecek başka bir açıklaması yoktur.

Maç öncesi konuşuyorduk… Yılda bir kere o da Fenerbahçe maçlarında bu kadar çok sayıda seyirciye oynayabilen ezeli rakip taraftarı (ki yine de salonun bir kısmı boşken) alışık olmadığı bu ortamda muhtemelen bazı taşkınlıklar yapacaktı. Eskiden ahşap tribünlerinin kokusunu özlediğimiz salonda iki direk arasında sıkışıp kalan bu camia taraftarları, nicelik olarak birbirlerini bulmuşken bir de rakip takım tarafarı yokken bir şekilde biryerlere sıçrayarak kendini tatmin etmek isteyecekti elbette. O yüzden maç sonrasında hissettiklerimiz arasında şaşkınlık duygusu yoktu.

Bu rakip takım taraftarı alınmaz kuralına da biraz dokundurmak lazım. Bir ülke eğer sportif anlamda iki farklı görüşe sahip vatandaşlarının bir çatı altında bulunmalarını sağlayamıyor; “biz sizin güvenliğinizi sağlayamayız, kusura bakmayın” mesajı vererek aciz kalıyorsa, orada durup iyice düşünmek lazım. Görevleri toplumun hangi ortamda olursa olsun güvenliğini ve özgürlüğünü sağlamak olan bir ülke yönetimi daha bir spor karşılaşmasında iki kesimi bir arada tutamayacağını resmen açıklıyorsa bu kararla verilen mesajın neresinden çekerseniz çekin elinizde kalacaktır.

Ayrıca bu tür maçlarda olayların saha içine taşmasında da önemli bir faktörlenden biridir bu karar. Sen aşağılık kompleksiyle dolup taşan bir kesimin önüne 12 sporcu ve bir kaç teknik ekip görevlisini atarsan, orada bulunan bu sözde insanlara zaten davetiyeyi çıkartmış olursun. Madem rakip takım taraftarı almıyorsun, sahadaki güvenliği sağla. Aldığın kararın işe yaramazlığını bari güvenliği sağlayarak biraz telafi etmeye çalış. Böyle temel mecburiyetlerin yapılamıyor olması gerçekten ülkenin geleceği adına endişe verici…

Normal sürenin sonunda Fenerbahçe taraftarı olduğu anlaşılan birkaç kişinin tahriğinin(!) sebep olarak gösterilmeye çalışıldığı olaylara sorularla bezenmiş birkaç orta yapalım;

- Maç öncesinde sahaya girilmesine sebep olan tahrik unsuru neydi?
- Normal süre bitimindeki olaylarda; uzak pota arkasından sahaya girip Fenerbahçeli spoculara vurmaya çalışan sonra arazi olan kişiler de mi mevzu bahis hareketten tahrik olmuşlardır ? Olayları o mesafeden dürbünle mi seyretmekteydiler ?
- Maç sonrası Fenerbahçeli sporcu Kinsey ‘e yüklenen rakip takım tarafı; olay sırasında darbeyi alan kişinin ekrana yansıyan görüntülerde soyunma odasına giden Fenerbahçeli sporculara olan hareketlerini neden es geçmektedirler? Kinsey ‘in hareketine sebep olan bir tahrik(!) var mıdır, yok mudur?
- Maç sonrası ilk demeçlerinde “…Evet ama geçen seneki Fenerbahçe – Efes maç sonrasındaki kadar birşey olmadı ki?” diyerek savunmasını yapmaya çalışan bir yönetim anlayışından ne beklenebilir ?

Son olarak altını çizelim ve bitirelim, karşılaşma öncesinde küçücük bir çocuğa sırf Fenerbahçe forması giyiyor diye salça olan aşağılık kompleksli zihniyetin normal süre sonrasındaki olaylarda azması normaldir; Karşılaşmaya geliş niyeti bellidir; meziyetlerini(!) göstermesi için tahriklere ihtiyacı olmadığı da ortadadır.

Kasım 18, 2009

Buraya Kadar Bogdan…

Fenerbahçe’ye gönül vermiş bir yakınımızla izliyoruz maçı. Basketbol’dan teknik anlamda pek anladığı söylenemez ama kurduğu bir cümle hislere tercümandı; “Bu kenarda duran çocukların içi geçmiş, giren çıkan aynı, suratlara bak başka yerdeler, bunlardan ne hayır gelir?”

Hücum organizasyonu, set, rotasyon vs. tüm teknik terimler bir yana kenardaki sevgisizlik ve sevimsizliğin bu takımın potansiyelini aşamamasında, bırakın potansiyelini aşmasını, vasat oyununu bile oynayamamasında etkisi büyük. Bu artık çok belli oluyor.

Tanjevic’in geldiği basketbol ekolüne saygım çok fazla. Rotasyona uyumlu, genç bir kadro ile çok başarılı olur, olacaktır. Fakat bizim gerçeklerimiz bu şartlarda çok farklı. Mevcut kadro uygulanmak istenen sisteme müsait değil. Topla oynamayı seven, egosu büyük ve yüksek meblağlar harcanarak getirilen oyuncular var. Bu tür oyuncuları okul takımı havasında yönetmeye çalışmak çekilen iki küreğin birinin boşa gitmesi demektir. Tek kürekle yine iyi yol alındı ama artık bazı şeyler çok sırıtmaya başladı.

Federasyon – Milli Takım – Kulüp Takımı üçgeninden gelen kokular da sahadaki işler iyi gitmeyince daha bir burna gelmeye başladı. Yapıldığı iddia edilen pazarlıklara, restleşmelere alet olacak bir kulüp değil Fenerbahçe. Bu bile başlı başına ağır tepki gerektiren bir durum ama anlaşılan bazı kesimlerde huzurun kaçmamasının kulüp için daha hayırlı olacağı düşünülmüş. Bu farklı bir konu ve bence sergilenenler Fenerbahçe ‘nin adına yakışır tutumlar değil. Kimse Fenerbahçe ‘ye bir kişiyi görevde tutması için pazarlıklarla destekli baskı yapamaz, yapmaya çalışırsa da Fenerbahçe ‘nin değerleri ve kültürü gereği bu rest görülmeli ve ona göre hareket edilmelidir diyerek bu konuyu topa fazla girmeden kapatalım. Çünkü bazı bulanık noktalar var ve topu ıskalayabiliriz.

Sevgisizlik konusuna dönecek olursak; Herşeyin tekrar süt liman olması zor gözüküyor. Tanjevic ‘e Partizan, Cibona veya Olimpija gibi temsil ettiği ekole uygun mecralardaki olası kariyerinde başarılar. Fakat burada kendisinin bir geleceği artık yok. Olması için daha fazla zorlanması herşeyi daha da kötüye götürecek.

İsimlerle çok fazla haşır neşir olmak iyi değil belki ama bilgimizin yettiğince bir Örs-Mahmudi ortaklığı bu takımın potansiyelini ortaya çıkartmak için biçilmiş kaftan gibi… Mevcut şartlarda farklı seçimler macera olabilir. Yine de isim ikinci planda, istenen sportif başarı ise; yeter ki eldeki kadroya uygun mentaliteye sahip, karakterli bir teknik ekip ile çalışmaya devam edilsin.

Kasım 8, 2009

Nerede bu “Fenerbahçeli” Menajer Adayları ?

Son günlerde Dodo ‘nun basketbol şubesine genel menejer olacağı söylentileri ayyuka çıkmıştı, Fenerbahçe ‘nin son Euroleague maçını başkanın yanında izlemesiyle bu iş bitti denmeye başlandı. Biz henüz bitmedi olarak kabul edelim, öyle yazalım.

Malum şahsın bir Galatasaray taraftarı olduğunu bilmeyenlerin öğrenmesi için altını da çizelim gerçi pek azdır ya bilmeyen. Kendisi için; başarıları kendine mal eder, başarısızlıkta da pek ortalarda gözükmez etiketine pek ekleyecek bir sözümüz yok. Basketbol federasyonu başkanına olan yakınlığı ve Fenerbahçe ile olan eskiye dayanan husumetini de ekleyelim. Tüm bu özelliklerinden sonra kurumsal kulüp, profesyonel dünya burası işini iyi yaptıktan sonra kimin hangi takımı tuttuğunun ne önemi var, gelsin, diyenlere de okkalı bir selam(!) gönderelim.

Halen gelsin iyi iş yapar diyenlere ithafen bir kaç içli cümle de ekleyelim… Ben takımım maç kazandığında, kupa kazandığında taraftar gibi sevin(e)meyecek adam istemiyorum arkadaş bu yapının hiç bir mertebesinde, bu benim hakkım. İstemiyorum diye istediğim gibi olacak hali yok, ama en azından bu fikri belirtmek hakkım. Ben misal Galatasaray ‘ı evire çevire yeneceğim ama bu Galatasaraylı şahıslar içlerinde belki bir buruklukla işini yapan memur misali önümüzdeki maçlara bakacaklar. Ben taraftarım diyenin midesi kaldırmaz, kaldırmamalı da zaten. O kadar profesyonellik dokunur, öz bozar.

Şimdi bu kadar taraftar gözlüğüyle görüş yeterli, safımızı belli ettik. Asıl koyan noktaya gelelim…

Diyoruz ki Fenerbahçeli insanlar varken neden hala farklı takımlara malolmuş veya gönül vermiş insanlar Fenerbahçe yapısında bir şekilde bir mevkide göreve geliyor ? Neden bizim gibi sevin(e)meyen isimlerle muhatap bırakılıyoruz? Erkek basketbol şubesinde mevcut yapıda, bayan basketbolunda yıllardan beri… Bir gariplik var, bunu tüm mesaisini Fenerbahçe ‘ye veren ve Fenerbahçe’nin geçmiş dönemine bakınca 10 yılı aşan bir süreyle istikrarın alası sayılabilecek bir zaman dilimine damga vuran yönetim anlayışı nasıl görmez ?Konuya şöyle yaklaşalım o halde; Peki, Fenerbahçeli olup da bu göreve gelebilecek olanlar ama getirilmeyenler kimler bir bakalım…

Kutluay adı geçti taraftarlar arasında… Fenerbahçe altyapısından yetişen, hakim görüşle Fenerbahçe ‘ye malolmuş bir sporcu. Uzun yıllar çubukluyu giymiş, Fenerbahçeli olduğunu da sürekli beyan eden birisi. E güzel geliyor kulağa. Bir de şöyle daha gerçekçi bakalım; Balık hafızası olmayanlar hatırlayacaktır zaten, kendisi Fenerbahçe forması giyerken “Daha iddialı bir takım kurulmayacaksa ayrılmak istiyorum” diyecek kadar, ve sezon ortasında bir müessese kulübüne gidecek kadar  “profesyonel” bir sporcudur. Daha sonra yine Fenerbahçe ‘ye gelme ihtimali varken daha fazla maddi imkan ve potansiyel başarı vaad eden başka bir müessese takımını tercih edecek kadar da bu konuda istikrarlıdır. Kendisi Yunanistan’da bile AEK ‘da en çok sevilen sporculardan biri olmuşken yine aynı şekilde “fazla para daha çok potansiyel başarı” ideolojisiyle Panathinakos ‘a geçen bir sporcudur. Yani X Y değişiyor fakat kendisindeki mentalite değişmemekte. Tecrübe eksikliği vs onlar bir tarafa, güzel soruyu soralım o halde ; Bu anlayışa gönül vermiş bir isim midir aranan ? O görkemli sıfat “Fenerbahçeli” ye uymakta mıdır bu çizilen profil ?

Erdenay ismi de geçer gibi oldu. Kendisinin de aynı kategoriye girdiğini eklemek lazım. Fenerbahçe forması giyerken kendisini imzaya bekleyen yönticileri arayıp “birazdan geliyorum” diyerek haberdar edip o sırada bir müessese kulübüne imza atan bir sporcumuz (!).

Liste genişleyebilir. Gerçekten Fenerbahçeli bir isimse istenen Fenerbahçe formasıyla o forma altında oynamaktan başka ne gibi ilişkilerde bulunmuş iyice ortaya konması lazım. Olumlu, olumsuz. Öyle daha iyi şartlar isterim yoksa giderim, kupa isterim ben diyerek ayrılanlardan hayır gelmeyeceğini iyice bellemek gerekir. Böyle Fenerbahçeli olduğunu söyleyip, Fenerbahçe’ye herhangi bir takım gibi davranan, sen kendilerini sahadaki yüreğin varsayarken bir anda rakibine gidip “N’oluyor?” dedirten isimlerdense Galatasaraylı olduğunu beyan eden adam tercihtir bu arada, en azından karşımızda kim var biliriz. Yarın öbür gün sırt üstü bırakırsa nedenini biliriz. O taraftarı formasını giyerken aldatan isimlerin görev almasından daha az koyar.

Yazıda Sayın Örs’den bahsetmemek olmaz. Kendisi bu tür bir görevi istemediğini beyan ettiği için aday olarak algılamadık. Nedenleri niçinleri ayrı bir yazı konusu, kırgınlığında haklı olduğunu kabul etmek ve fazla sorgulamamak gerekir. Fenerbahçe’den yetişen ve sivrilen bir sporcu değildir kendisi de ama Fenerbahçeliyim dedikten sonra taraftar gözüyle bir yanlış davranışına rastlanmaması yeterli referanstır muhtemelen. Kendisinde idari bir menejerlik mizacı var mı veya bu konumda katkı sağlayabilir mi o da bir soru işareti olarak kalacak… Belki bir gün cevaplanır…

Konu dağılmaya çok müsait… Forti gibi isimleri de görüşlerle yazmak isterdik. Konu Fenerbahçelilikse bilgimiz yettiğince Fenerbahçelilik adı altında sergilediklerini artısı eksisiyle paylaşmayı… Olmazsa bir ek yazıda değinmeye çalışırız. Şu an bu isimlerin gündemde olmaması ve olmayacak gibi görünmesi de malum zaten.

Ortayı yapalım da bitirelim; Fenerbahçeli idari-genel menajerler istiyoruz diyoruz. Peki şu an bu görevi yapabilecek kaç Fenerbahçeli sıfatına uygun kişi var ? Bu isimlerin göreve getirilmesi için önplana çıkartılan “Fenerbahçeli” kimliklerinde en ufak bir gölge olmamasının şart olduğunu unutmayalım. Çünkü göreve gelecek olmalarının asıl sebebi Fenerbahçeli olmaları olacak. Bu kriterlere uyan kaç kişi var acaba uygun durumda ? Tecrübe zaten başlı başına bir soru işareti.

Kupalarda bizim gibi sevin(e)meyen isimleri bu yapıda görmek istemiyoruz diyoruz ama açıkçası bu görevi üstlenebilecek bir isim de pek gözükmüyor. Gösterilmeye çalışılanlar da bahsetmeye çalıştığımız gibi kendilerine zamanında verilen “Fenerbahçeli” sıfatını taşıyamamış isimler. Yani asıl koyan nokta bu görevi layığıyla yapabilecek bir ismin basketbol dünyasındaki azlığı veya mevcut şartlarda hiç olmaması.

Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık yazacağımız son söz olsun…

Ekim 23, 2009

Efes ve Tarih Dersi

Malum kurum ve müessese spor kulübünden son bir açıklama geldi. Mantıklı savunma yada gerçekler yerine sözde iğnelemeler içeren… Düzeyli, özeleştiri içeren yapıcı bir açıklama beklemek çok mu saflıktı ? Biz bu sağduyuyu bekliyorduk açıkçası ne yalan söyleyelim, bir şirketin haddini bileceğini varsaymıştık, yanılmışız.

Buyurmuşlar “Önce kendi kulüplerine baksınlar…basketbol, voleybol, yüzme ve kürek şubelerindeki doping vakalarına baksınlar…(Fenerbahçe Spor Kulübü başkanını kastederek) Kendisini aklı selime davet ediyorum“.

Pişkinliğin bu kadarı az görülür muhtemelen. Soralım o halde;

Fenerbahçe Spor Kulübü ‘nün binlerce sporcuya sahip mevzu bahis şubelerinde BİREYSEL doping vakalarına rastlandığında (ki bunların açıklamaları Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından yapılmış ve kulüp bu konularda üzerine düşeni yapmıştır, detaylarına ulaşılabilir) Fenerbahçe Spor Kulübü nasıl bir tavır takınmıştır ? Kulüp, sporcu haklı olduğunu iddia ettiğinde dahi BİREYSEL doping yaptığı kesinleşmiş olan herhangi sporcusunun arkasında durup, taraftarları da maçlarda doping yaptığı kanıtlanan bir sporcunun maskelerini takmış mıdır ? Yoksa hatalı konumda olan bu sınıfa giren sporcularla yollar hemen ayrılmış mıdır ? Tek bir branşta topu topu maç kadrosunda 12 sporcusunun içinden alınan 2 numunede de aynı doping sayılan maddeye rastlanması tesadüf müdür ? Yoksa ORGANİZE iş midir? Bu durumda olan ve 12 sporcusuna sahip olamayan bir şirket kulübü binlerce sporcu ile muhatap o bahsettiği yüz yıllık basketbol tarihinden bile eski bir spor kulübüne nasıl tarih ve tarz dersi verebilir ? Bu akl-ı selim bir davranış mıdır ?

Eklemişler: “Eğer arzu ederse, basketbol tarihimizin 100 yılını anlatan ve camia tarafından çok beğenilen kitabımızı kendisine gönderebilirim. Böylece Fenerbahçe takımında geçmişte ve günümüzde forma giyen basketbolcuların bazılarının çocuk yaşta geldikleri Efes Pilsen Spor Kulübü’nden yetiştiklerini, bugün NBA ve Avrupa takımlarında başarıyla forma giyen sporcularımızın Efes Pilsen Spor Kulübü’nden geçtiklerini de öğrenmiş olur

Evet, fakat sporcuların yetiştiriliş tarzlarıyla ilgili ciddi şüphelerimiz var artık. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün parçası olduğu bir tarihte kendileri detay olmaktan öteye gidemezler malesef. Ayrıca görülüyor ki insan bir konu hakkında söyleyecek fazla birşeyi olmadı mı sola-sağa sapabiliyor düz gitmesi gerekirken.

Eklemişler; “Fenerbahçe’nin şampiyon olması için Efes Pilsen Kulübü’nün küme düşürülmesi isteniyorsa o başka…

O yüz yıllık basketbol tarihini içeren kitapta vardır, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün son yıllardaki şampiyonlukları sırasında kendi müessese kulüpleri rakip değiller miydi? İkinci ligdeler miydi acaba ?

Yani Fenerbahçe’nin şampiyonluğu için kendilerinin ligde olması Fenerbahçe açısından sorun yaratmamaktadır. Sorun yaratan 5mg farkla kazandıkları şampiyonluktur.

Devam ediyor; “Keşke sadece salon yaparak spora katkı yapılabilseydi. Evet, Fenerbahçe Kulübü salon yapıyor, ama biliyor musunuz ki, o salon aslında yapılması planlanan alışveriş merkezinin yan unsuru. Yani yapılacak alışveriş merkezinden jenere edilecek para ile yapılacak bir yatırım. Arsası da hediye ve tahsisli. Aynı şartlarla biz de bir salon yapmaya hazırız.”

Pes doğrusu. Kendilerinin 12-13 yıldır spor salonu projelerinin olduğunu bilmeyenler öğrensin ama yer aradıklarını söylüyorlar. Nasıl bir yer aramaktadırlar ? Toprak çeşidi mi sorun çıkartıyor ? Nasıl bir spor salonudur ki bu uygun yer bulunamamaktadır? Bürokrasi midir sorun ? Kendileri Türk basketboluna sürekli yatırım yaptıklarını söylüyorlar, spor salonu yapmak istediler de “Yok o kadar da katkı yapmayın canım, yeter.” mi denmiştir kendilerine ? Yoksa şirket bütçesine bir artısı olmayacağı düşünüldüğü için mi salon projeleri tozlu raflarında? Bir de merak ediyoruz; diyelim yaptılar bu gizemli salonu; İçerisinde bir laboratuvar olacak mı ? Olacaksa ne amaçla kullanılacak ?

Malum müessese kulübüne gerekli açıklamayı Fenerbahçe Spor Kulübü ve herşeyin farkında olan bilinçli taraftarları yapacaktır, merakları olmasın. Karşılarında Fenerbahçe camiası varken bu konunun üstünü sağa sola yapılacak hatır sponsorluk anlaşmalarıyla kapatamayacaklarının farkındalar.

Gelişmeleri beklemeye devam ediyoruz. Kararın verilmesinin uzun sürmesinin altında kapsamlı bir araştırma yapıldığı gerçeğinin yattığına inanıyoruz.

İlginizi Çekebilir
- Müessese Takımını Desteklemek
- Enfes Doping

İlginizi Çekebilecek Dış Bağlantılar
- Cathine (Katin), Doping, Efes Pilsen, WADA tirajik.com
- Söz Bloglarda Romantik Kanaryalar

Ekim 20, 2009

Müessese Takımını Desteklemek

Bir kişi nasıl olur da üzerine bir müessese takımının formasını giyip, hoplayıp zıplayıp bir de aşırma tezahüratlarla salona o müessese takımına destek vermeye gidebilir ? Nasıl bir ruh hali istemektedir bu eylem ? Firmaya beslenen önlenemez sevgi midir bunu sağlayan ? Yoksa o firmanın ürünleri çok kalitelidir de alırken ödenen ücret yetmeyip bir de teşekkür etmek için mi verilmektedir bu destek ?

Karşı atak şöyle gelebilir: Basketbol ele alınıp; Bir kişi müessese takımının adı ne olursa olsun bu müessese iyi basketbol oynayan bir ekibe sahipse salona gidip bu takımı izleyemez mi ?

İzler heralde, hatta izlesin iyi de olabilir, spor salonlarının derbi ve Avrupa kupası maçları haricindeki hali malum, gitsin izlesin. Soru şu; (sorunun muhatabının firmanın kurucularından veya hisse senedi sahiplerinden olmadığı düşünülerek) İyi basketbol izlemek aşkıyla gidilen bir karşılaşmada üzerine o müessese takımının formasını geçirmek, yerinde duramamak ve garip tonlarda bağırmanın altında yatan nedir ? İyi basketbol izlemekse amaç bu şekilde mi izlenmektedir ? İyi basketbol oynandığı için gidilen bir karşılaşmada güzel basketbol oynayamayan müessese takımını iyi oynayama teşvik etmek midir yoksa amaç ? İyi oynadığı için maçına gidilen bu takım iyi oynamıyorsa orada ne işi vardır bu kişinin?  Bu kısır bir döngü müdür?

Döngüden çıkalım; O müessese takımı ileride bir gün şirket faaliyetlerine son verip kendini tasfiye ederse ne olur ? İyi basketbol oynadığına karar verilen yeni bir firma takımı bulunup o takımın formaları alınıp aynı eylemler gerçekleştirilmeye devam mı edilir ?

Bazı müessese takımlarının maçlarında kendini kaptırmış bayan izleyicilerin hakimiyeti de göze çarpmakta, bu bayan izleyicilerin basketbolculara duyduğu ilgi ters turnike veya çok düzgün şut atmalarından ötürü müdür ? Bu bayan izleyiciler de mi iyi basketbol izlemek için salonlardaki yerlerini almaktadırlar ? Yoksa ortada örneğin bir pop sanatçısına duyulan platonik ilgi benzeri bir sendrom mu söz konusudur yakışıklı diye etiketlenen bazı basketbolculara karşı ?

Yoksa aslolan bu müessese takımlarının kimlerle oynadığı mıdır ? Bir müessese takımının o karşılaşmada rakibi olan takıma karşı duyulan antipati midir bazı kişilere en azından o karşılaşmalık üzerine müessese takımının formasını geçirmesini sağlayan ? Olay buysa en masumu bu gibi duruyor sanki diğerlerinin yanında… Yine de geniş bir mide istediği kesin.

Sorular hazırladık cevaplarını bulamadık, yazalım dedik.

Saygılar.

İlginizi çekebilir:
- Enfes Doping
- Efes ve Tarih

Ekim 16, 2009

Cappie, Tammy, E. Hoffman

Gün içinde kararlaştırıp, bir şekilde o saatte ayakta olup bizimkilerin WNBA finalinde karşılaşmasını izlemeyi planladık. Muhabbet eşliğinde saati dört yapıp Tammy, Hoffman ve Cappie ‘nin sahada yeraldığı karşılaşmayı izlemeye koyulduk.

Maçın teknik-taktik yönüne bulaşmadan; bunca tanıdık yüzün bayan basketbolunun en tepesindeki organizasyonun finalinde oynuyor olmaları hoş olmaktan öte, üstü kapalı gurur yaşatıyordu.

Tammy nin ağırlığını koyarak başladığı bir anlamda serinin finali bu sene play-off’da bir çok kez elenmenin eşiğinden dönen Phoenix ‘in galibiyetiyle bitiyordu. Şampiyon olacakları varmış, Indiana ‘ya da bir önceki maçı kendi sahasında kazanamamasına yanmak kalıyor. Son bir dakika içerisinde yine Douglas ‘ın şutlarından bir tanesi girmiş olsaydı işler biraz daha karışabilirdi. Şampiyonu kutlarız elbette ama yine takılacak birşey bulduk; maç sonundaki MVP ödülünü buraların yaramaz çocuğu Cappie değilde tüm seride kendinden bekleneni pek de veremeyen (bu maç hariç elbette) Taurasi ‘nin alması içimizi burktu. Maç verileri de birbirine yakındı hani… Neyse, bizimkisi gönül gözü sonuçta.

Gerçi eklemeden de geçmeyelim; Taurasi ‘nin de İstanbul yolunu tutabilme ihtimali var bu sene. Seçim yapacak olsak Catchings ‘e giderdi oy…

Ekleme: Basında Penny Taylor ‘ın geleceği yazıyor. Buyursun gelsin tabi, tam bir takım oyuncusu ve gerektiğinde de sorumluluk alabilecek yeteneğe ve tecrübeye sahip. Son dönemde biraz sakatlık sorunları olmuştu ama atlatmış görünüyor.

Ekim 10, 2009

Fenerbasket; Ne İyi Ettin

Zamanında keyifle okuyucu olarak ziyaret ettiğimiz fenerbasket.com sitesi yeniden yayın hayatına başlamış. Fenerbahçeliliklerinin önüne herhangi bir sıfat almadan, yürekten destek verenlerin mecrasına ne iyi ettin de geri geldin diyelim.

Ekim 4, 2009

Enfes Doping

Geçtiğimiz sezonun basketbol ligi final serisinin beşinci maçından sonra yapılan kontroller sonucunda kendisinden alınan numunede doping maddesine rastlanan sporcu Kerem G. karara itiraz edip ikinci numunesinin de açılmasını istemişti. İkinci testin sonucu da pozitif çıkmıştı. Fenerbahçe Spor Kulübü bir basın toplantısı düzenleyerek basının üzerine neredeyse hiç gitmediği konuya biraz daha ışık tuttu.

Mevzu bahis “Cathine” denilen ve kabaca yorgunluğu önleyici madde yönetmeliklerde belirtilen seviyeden fazla çıkan ve doping yaptığı ispatlanan Kerem G.  haricinde yine aynı maçta örneği alınan ikinci sporcu M. Kasun ‘da da bu maddenin sınır ölçüsünün biraz altında olması işin boyutunu ve aslında ne kadar mide bulandırıcı olduğunu anlatmaya yetiyor. “Cathine”  sadece Kerem G. ‘ün numunesinde olmuş olsa buna bireysel doping kullanımı kararı verilebilir ve bulunduğu kulübün yetkililerini dışarıda tutarak bireysel bir ceza verilebilirdi fakat ikinci oyuncuda da aynı maddeye sınırın altında da olsa rastlanması bu maddenin kullanımının organize bir şekilde takım içerisinde yapılmış olabileceği ihtimalini işaret ediyor.

Bırakacağımız sol turnike ise şu; Basının önemli görevlerinden birisi bu tür üstü kapalı, altından binbir türlü pislik çıkmaya aday konuları aydınlatmaktır. Değil midir, yoksa konudan konuya değişir mi? Burası yoruma açık ve bambaşka bir mecra, o tarafa fazla girmeden konuya sadık kalalım…

Neden acaba basın bu konunun üzerine gidemiyor ? Federasyon ve doping yaptığı resmi olarak ispatlanan bir sporcunun bağlı olduğu malum spor kulübü kaynaklı bazı çıkar ilişkileri mi bunu engelliyor ? Bir sporcunun doping yaptığı resmi olarak kesinleşmişken, aynı maçta aynı takımın bir başka oyuncusunun da aynı maddeyi kullanmış olması ortada toplu bir kullanım olduğuna dair önemli bir gösterge değil midir ? Yoksa malum spor kulübünün Türk basketbolu için önemli bir sponsor oluşu mu bazı kesimleri bu konunun üzerine gitmesini engelliyor ? Yoksa 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası ‘nın Türkiye ‘de yapılacak olması ve bu konunun herşeyiyle ortaya çıkması tam da bu turnuvanın arifesinde federasyonun karın ağrısı olabileceği gerçeği mi çekince ? Basında bu konuyu çok da iyi ele alabilecek isimlerin kalemlerini dizginleyen gerçekler ne acaba ? Bir de şu kontrayı ekleyelim de tam olsun; Acaba mevzu bahis sporcu bir Fenerbahçe Spor Kulübü oyuncusu olsaydı bu deniz yine durgun kalır mıydı, yoksa fırtınalar çoktan kopmuş muydu ?

Fenerbahçe Spor Kulübü ‘nün basın toplantısıyla bu konunun peşini bırakmayacağı izlenimini vermesi sevindirici  çünkü belli ki bu konunun altında bir çok şey gizli ve bir kesim bu konunun üzerinin kapanmasını istiyor. Unutulmaması gereken ise bu konunun karşı muhatabı Fenerbahçe Spor Kulübü ve konunun kapanmasına izin vermeyecek olan taraftarlarının varlığı… Bekleyelim

İlginizi Çekebilir
- Müessese Takımını Desteklemek
- Efes ve Tarih

Ekim 3, 2009